Barbaros Karaahmet

//Barbaros Karaahmet

Barbaros Karaahmet

Barbaros Karaahmet: O, aslında mühendis olmak istiyordu…

Lisedeyken aklında hep mühendislik fakültelerinden birine girip, fen ve matematikle uğraşmaya devam etmek vardı. Fakat ailesi, Türkiye’nin başarılı avukatlarıyla doluydu. Babası da Barbaros Karaahmet’e hukuk seçmesini telkin etti.

Barbaros kendini İstanbul Üniversitesi’nin Hukuk Fakültesi’nde buldu.

Önce, sevmeyeceğini düşünüyordu hukuku. Okula istemeyerek girmiş, kendini başı beladan kurtulmayan bir üniversitenin içinde bulmuştu. Boykotlar, protestolar, siyasi eylemler… Hangi gün ders olup hangi gün olmayacağı katiyen belli değildi; ama Barbaros, her gün okula gitti, hep amfide hocalarını bekledi.

Bazen birkaç kişi oluyorlardı sınıfta – ki o zaman, normalde bir dağın tepesinde oturuyormuş gibi okulda gezen hocalarla bire bir iletişim kurabiliyordu. Bazense amfi dolup, taşıyordu.

Barbaros hukuku sevdi.

Öyle ki, bir noktadan sonra kütüphaneyi kendisi açmaya başladı sabahları. Görevli, anahtarı ona emanet ediyordu. Barbaros da kitapların arasında günler geçiriyordu.

Dereceyle mezun oldu ve o yaz, soluğu ABD’de aldı. ‘Tatil’ diye geldiği ülke, hayatının hikâyesini değiştirmek üzereydi; ama onun bundan haberi yoktu. Aklında İstanbul’da, babasının yanında çalışmak vardı.

O yaz, San Diego’da çok eğlendi ve babasına ABD’de yüksek lisans yapmak istediğini söyledi. Babası, iyi bir hukukçuydu. ‘Hukuk adamları ne kadar okursa, o kadar iyi’ diye düşünüyordu. Kabul etti.

Barbaros Harvard, NYU gibi okullara başvurdu. Hepsine de kabul edildi. Ancak Harvard, bir sonraki sömestr başlamasını istiyordu. O ise, hemen gitmek…

NYU’yu tercih etti ve soluğu New York’ta aldı. Başlarda, derslerden uzak duruyor, daha çok şehrin keyfini çıkarmaya çalışıyordu. Kütüphanenin nerede olduğundan bile emin değildi. Babası, bu durumun farkına varınca Barbaros, hem derslere yoğunlaşmak hem de bir yerlerde çalışmak zorunda kaldı.

Fakat görüştüğü her hukuk bürosuna yüksek lisansını aldıktan sonra İstanbul’a döneceğini söylüyordu. Birkaç aylık bir çalışanı da kimse istemiyordu. Bu yüzden iş bulamadı kendine. Ancak bir avukat, ‘bu dürüstlükle kimse işe almaz seni, benim gibi’ demişti.

Barbaros, NYU’dan diplomasını aldığı gibi İstanbul’a dönen uçağa bindi. Ama uçağın ön sıralarında, kendisini iş görüşmesi sırasında uyaran avukat oturuyordu. Yanında da hukuk bürosunun Türkiye şubesini açmaya hazırlanan bir diğeri. Diğer yanlarıysa boştu. Yol boyunca sohbet ettiler ve Barbaros, İstanbul’a varmadan New York’ta işe alındı; bavullarını açmadan, ışıklı şehre geri döndü.

Çalışmaya başladı ama baro sınavına girmemişti; New York barosuna kayıtlı bir avukat değildi. Hiç çalışmadan girdiği ilk sınavda başarısız oldu. Sonra patronundan birkaç ay izin istedi; insanlar yıllarca bu sınava hazırlanıyordu sonuçta. Patron, izin vermedi.

Sonunda, Barbaros’un çekyatıyla beraber şirkette bir odada kalmasına; böylece ev-iş arası zaman kaybetmeden çalışabilmesine karar verdiler. Sabahları işe, akşamları sınava çalıştı Barbaros. Büyük bir başarıyla verdi sınavı. Hem New York hem de Washington, D. C. barosuna kaydoldu.

Herrick Feinstein’de yıllarca ve çok çalıştı. Bu arada evlendi, bir çocuk babası oldu.

Bugün, hem büronun kıdemli ortaklarından biri hem de Manhattan’ın en güzel mahallelerinden birinde oturuyor. Hâlâ çok çalışıyor ama güzel yaşıyor.

2018-09-06T20:13:22+00:00